Kaan
New member
Kültürler Arası Benzerlikler Nerede Başlıyor?
Yunan, Hint ve Çin gelenekleri arasında doğrudan aynı tarihsel çizgiyi kurmak mümkün değil. Buna rağmen dikkat çekici benzerlikler var.
İlk benzerlik, tek bir cevabın yeterli olmayabileceği düşüncesidir.
İkinci benzerlik, karşı görüşün düşünceyi geliştirebilmesidir.
Üçüncü benzerlik ise insanın kendi varsayımlarını sorgulaması gerektiği fikridir.
Fakat yöntemler farklıdır. Yunan geleneğinde mantıksal sorgulama ve kavramsal tanımlar büyük önem taşırken, Hint geleneğinde bilgi kaynaklarının ve çıkarımın geçerliliği ayrıntılı biçimde tartışılır. Çin düşüncesinde ise karşıtlıkların tamamlayıcılığı ve dönüşümü daha belirgin bir tema hâline gelir.
Bence küreselleşen dünyada bu farklılıkları görmek özellikle önemli. Çünkü günümüzde “diyalektik düşünce” dendiğinde çoğu kişinin aklına otomatik olarak Batı felsefesi geliyor. Oysa dünyanın farklı bölgelerinde insanlar çok uzun zamandır “Benim görüşüm doğruysa karşıt görüş neden ortaya çıkıyor?” sorusuyla uğraşıyor.
Kadınlar ve Erkekler Diyalektik Düşünceyi Farklı mı Kurar?
Burada dikkatli olmak gerekiyor. “Erkekler bireysel başarıya, kadınlar ise ilişkilere önem verir” şeklindeki kesin bir genelleme hem bilimsel açıdan sorunlu hem de kültürel çeşitliliği görmezden gelen bir yaklaşım olur.
Bununla birlikte bazı toplumlarda erkek çocuklarının rekabet, bağımsızlık ve bireysel başarı yönünde; kız çocuklarının ise iletişim, bakım ve ilişkileri sürdürme yönünde farklı sosyal beklentilerle yetiştirildiğini gözlemlemek mümkündür. Bu nedenle ortaya çıkan davranış farklılıklarının ne kadarının biyolojik, ne kadarının kültürel ve sosyal öğrenmeyle ilgili olduğunu birbirinden ayırmak gerekir.
Üstelik bilimsel araştırmalar genel tabloya bakıldığında kadınlar ve erkekler arasındaki psikolojik farklılıkların çoğunun sanıldığından daha küçük olduğunu gösteriyor. 106 meta-analiz ve 386 meta-analitik etkiyi inceleyen kapsamlı bir çalışma, ortalama mutlak cinsiyet farkının küçük olduğunu ve bulguların büyük bölümünün küçük ya da çok küçük etkiler gösterdiğini ortaya koymuştur.
PubMed
Bu nedenle benim burada kullanışlı bulduğum yaklaşım şu: Bazı erkekler bireysel başarı üzerinden düşünürken bazı erkekler ilişkileri merkeze alabilir. Bazı kadınlar toplumsal bağlara büyük önem verirken bazı kadınlar bağımsızlık, rekabet ve bireysel başarıyı önceliklendirebilir.
Daha da önemlisi, aynı insan hayatının farklı dönemlerinde bu iki yön arasında gidip gelebilir.
Belki de diyalektik açısından asıl ilginç nokta tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Bireysel başarı ile toplumsal bağlılık gerçekten birbirinin zıddı mı, yoksa birbirini tamamlayan iki ihtiyaç mı?
Bir insanın başarısı ailesinden, arkadaşlarından, eğitiminden ve toplumundan tamamen bağımsız düşünülebilir mi?
Küreselleşme Diyalektiği Nasıl Değiştiriyor?
Bugünün dünyasında diyalektik yalnızca felsefe sınıflarında tartışılan bir kavram değil. Sosyal medya bunun belki de en görünür örneği.
Bir görüş paylaşılır.
Karşı görüş saniyeler içinde ortaya çıkar.
Sonra üçüncü bir görüş gelir.
Fakat burada önemli bir sorun var: Her karşıtlık diyalektik değildir.
Bir kişinin diğerini aşağılaması, yanlış bilgi yayması veya sadece “ben kazandım” amacıyla tartışması düşünsel anlamda verimli bir diyalektik oluşturmaz.
Antik Hint tartışma geleneklerinde bile gerçeği arayan tartışma ile yalnızca galip gelmek isteyen tartışma arasında ayrım yapılması oldukça öğreticidir.
Springer
Bugünün dijital kültüründe ise tartışmanın amacı çoğu zaman gerçeği bulmak değil, izleyici kazanmak hâline gelebiliyor.
Bu nedenle çağımızın temel problemi belki de “insanlar neden tartışıyor?” sorusundan çok, “insanlar tartışırken gerçekten fikirlerini değiştirmeye açık mı?” sorusudur.
Yerel Kültürler ve Evrensel Sorular
Diyalektiğin kültürler arasında farklı biçimler almasının en önemli nedenlerinden biri yerel yaşam koşullarıdır.
Aile yapısı, ekonomik sistem, din, eğitim, devlet düzeni, toplumsal hiyerarşi ve tarihsel deneyimler insanların hangi konuları çatışmalı gördüğünü etkiler.
Örneğin bireyselliğin güçlü olduğu bir toplumda “Ben kendi hayatımı nasıl şekillendiririm?” sorusu öne çıkabilir. Daha topluluk merkezli bir kültürde ise “Benim kararım ailemi ve çevremi nasıl etkiler?” sorusu daha güçlü olabilir.
Bu iki yaklaşımın birini modern, diğerini geri kalmış olarak değerlendirmek ise oldukça hatalı olur.
Çünkü birey ile toplum arasındaki ilişki bütün kültürlerde farklı şekillerde kurulmuştur.
Türk toplumunda da bunu gündelik hayatta görmek mümkün. Bir tarafta kişinin kendi mesleğini, ekonomik bağımsızlığını ve kişisel hedeflerini gerçekleştirme arzusu var. Diğer tarafta aile beklentileri, akrabalık bağları, mahalle kültürü ve toplumsal kabul gibi unsurlar bulunabiliyor.
İnsan çoğu zaman bu iki dünyanın tam ortasında karar vermek zorunda kalıyor.
İşte bu da aslında canlı bir diyalektik durum yaratıyor: Birey olmak ile ait olmak arasındaki gerilim.
Diyalektik Bugün Bize Ne Söylüyor?
Bütün bu tarihsel ve kültürel örnekleri bir araya getirdiğimde, “diyalektiğin kurucusu kim?” sorusunun cevabını tek bir kişiye indirgemek bana pek anlamlı gelmiyor.
Sokrates, sorgulayıcı diyaloğun güçlü temsilcilerinden biridir.
Platon, bu diyaloğu felsefi düşüncenin temel araçlarından biri hâline getirmiştir.
Aristoteles, diyalektik akıl yürütmeyi sistematik biçimde incelemiştir.
Hint düşünürleri, tartışma, çıkarım ve bilgi doğrulama konusunda bağımsız ve son derece gelişmiş gelenekler oluşturmuştur.
Çin düşüncesi, karşıtlıkların birbirini dışlamak zorunda olmadığını gösteren farklı bir model geliştirmiştir.
Hegel ve Marx ise diyalektiği tarihsel ve toplumsal dönüşümün açıklanmasında yeniden yorumlamıştır.
Bu yüzden benim için diyalektiğin en güçlü tarafı, “karşı tarafı yenmek” değil, kendi düşüncemizin sınırlarını görebilmektir.
Bir fikrime itiraz edildiğinde ilk tepkim “Bana karşı çıkıyor” olmak yerine “Bu itiraz benim düşüncemde görmediğim hangi noktayı gösteriyor?” olabilirse, tartışma bambaşka bir anlam kazanıyor.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla tartışmak değil, daha nitelikli tartışmak.
Sonuç: Diyalektiğin Asıl Kurucusu Kim?
Eğer sınavda tek bir isim vermek zorunda olsaydık, Antik Yunan bağlamında Sokrates, Platon ve özellikle Aristoteles arasında ayrım yapmak gerekirdi. Sokrates yöntemin önemli öncüsü ve uygulayıcısı, Platon diyalog biçiminin büyük kurucusu, Aristoteles ise diyalektiğin sistematik teorisyenlerinden biridir. Bu nedenle “diyalektiğin kesin kurucusu Aristoteles'tir” demek yerine, Aristoteles'in diyalektiği sistematik bir felsefi yöntem olarak şekillendiren en önemli isimlerden biri olduğunu söylemek daha doğru olur.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+1
Fakat daha geniş bir dünya tarihi perspektifinden bakıldığında mesele çok daha ilginç hâle geliyor. Hindistan'daki tartışma gelenekleri, Çin'deki yin-yang düşüncesi ve farklı toplumların karşıtlıkları uzlaştırmaya veya anlamlandırmaya yönelik düşünsel yöntemleri, insanlığın fikir çatışmalarıyla çok uzun zamandır uğraştığını gösteriyor.
Routledge
+1
Belki de en önemli soru artık “Diyalektiği kim kurdu?” değil.
Bugün karşıt bir fikirle karşılaştığımızda onu gerçekten anlamaya çalışıyor muyuz?
Kendi düşüncemizin yanlış olabileceğini kabul edebiliyor muyuz?
Bireysel başarı ile toplumsal sorumluluğu birbirinin düşmanı olarak görmek zorunda mıyız?
Ve belki en önemlisi: Bir tartışmadan kazanan olarak mı, yoksa daha iyi düşünen biri olarak mı çıkmak istiyoruz?
Diyalektiğin binlerce yıllık hikâyesi bana göre tam da bu soruda anlam kazanıyor. Çünkü gerçek düşünsel gelişim, yalnızca konuştuğumuzda değil, karşılaştığımız fikir bizi kendi düşüncemizi yeniden değerlendirmeye zorladığında başlıyor.
Kaynaklar: Stanford Encyclopedia of Philosophy – Aristoteles ve Aristoteles mantığı; Stanford Encyclopedia of Philosophy – Hegel'in diyalektiği; Routledge Encyclopedia of Philosophy – Nyāya-Vaiśeṣika; Stanford Encyclopedia of Philosophy – Classical Indian Logic; Xinyan Jiang, Chinese Dialectical Thinking—The Yin Yang Model, Philosophy Compass; Zell, Krizan ve Teeter, Evaluating Gender Similarities and Differences Using Metasynthesis, American Psychologist.
PubMed
+5
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+5
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+5
Yunan, Hint ve Çin gelenekleri arasında doğrudan aynı tarihsel çizgiyi kurmak mümkün değil. Buna rağmen dikkat çekici benzerlikler var.
İlk benzerlik, tek bir cevabın yeterli olmayabileceği düşüncesidir.
İkinci benzerlik, karşı görüşün düşünceyi geliştirebilmesidir.
Üçüncü benzerlik ise insanın kendi varsayımlarını sorgulaması gerektiği fikridir.
Fakat yöntemler farklıdır. Yunan geleneğinde mantıksal sorgulama ve kavramsal tanımlar büyük önem taşırken, Hint geleneğinde bilgi kaynaklarının ve çıkarımın geçerliliği ayrıntılı biçimde tartışılır. Çin düşüncesinde ise karşıtlıkların tamamlayıcılığı ve dönüşümü daha belirgin bir tema hâline gelir.
Bence küreselleşen dünyada bu farklılıkları görmek özellikle önemli. Çünkü günümüzde “diyalektik düşünce” dendiğinde çoğu kişinin aklına otomatik olarak Batı felsefesi geliyor. Oysa dünyanın farklı bölgelerinde insanlar çok uzun zamandır “Benim görüşüm doğruysa karşıt görüş neden ortaya çıkıyor?” sorusuyla uğraşıyor.
Kadınlar ve Erkekler Diyalektik Düşünceyi Farklı mı Kurar?
Burada dikkatli olmak gerekiyor. “Erkekler bireysel başarıya, kadınlar ise ilişkilere önem verir” şeklindeki kesin bir genelleme hem bilimsel açıdan sorunlu hem de kültürel çeşitliliği görmezden gelen bir yaklaşım olur.
Bununla birlikte bazı toplumlarda erkek çocuklarının rekabet, bağımsızlık ve bireysel başarı yönünde; kız çocuklarının ise iletişim, bakım ve ilişkileri sürdürme yönünde farklı sosyal beklentilerle yetiştirildiğini gözlemlemek mümkündür. Bu nedenle ortaya çıkan davranış farklılıklarının ne kadarının biyolojik, ne kadarının kültürel ve sosyal öğrenmeyle ilgili olduğunu birbirinden ayırmak gerekir.
Üstelik bilimsel araştırmalar genel tabloya bakıldığında kadınlar ve erkekler arasındaki psikolojik farklılıkların çoğunun sanıldığından daha küçük olduğunu gösteriyor. 106 meta-analiz ve 386 meta-analitik etkiyi inceleyen kapsamlı bir çalışma, ortalama mutlak cinsiyet farkının küçük olduğunu ve bulguların büyük bölümünün küçük ya da çok küçük etkiler gösterdiğini ortaya koymuştur.
PubMed
Bu nedenle benim burada kullanışlı bulduğum yaklaşım şu: Bazı erkekler bireysel başarı üzerinden düşünürken bazı erkekler ilişkileri merkeze alabilir. Bazı kadınlar toplumsal bağlara büyük önem verirken bazı kadınlar bağımsızlık, rekabet ve bireysel başarıyı önceliklendirebilir.
Daha da önemlisi, aynı insan hayatının farklı dönemlerinde bu iki yön arasında gidip gelebilir.
Belki de diyalektik açısından asıl ilginç nokta tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Bireysel başarı ile toplumsal bağlılık gerçekten birbirinin zıddı mı, yoksa birbirini tamamlayan iki ihtiyaç mı?
Bir insanın başarısı ailesinden, arkadaşlarından, eğitiminden ve toplumundan tamamen bağımsız düşünülebilir mi?
Küreselleşme Diyalektiği Nasıl Değiştiriyor?
Bugünün dünyasında diyalektik yalnızca felsefe sınıflarında tartışılan bir kavram değil. Sosyal medya bunun belki de en görünür örneği.
Bir görüş paylaşılır.
Karşı görüş saniyeler içinde ortaya çıkar.
Sonra üçüncü bir görüş gelir.
Fakat burada önemli bir sorun var: Her karşıtlık diyalektik değildir.
Bir kişinin diğerini aşağılaması, yanlış bilgi yayması veya sadece “ben kazandım” amacıyla tartışması düşünsel anlamda verimli bir diyalektik oluşturmaz.
Antik Hint tartışma geleneklerinde bile gerçeği arayan tartışma ile yalnızca galip gelmek isteyen tartışma arasında ayrım yapılması oldukça öğreticidir.
Springer
Bugünün dijital kültüründe ise tartışmanın amacı çoğu zaman gerçeği bulmak değil, izleyici kazanmak hâline gelebiliyor.
Bu nedenle çağımızın temel problemi belki de “insanlar neden tartışıyor?” sorusundan çok, “insanlar tartışırken gerçekten fikirlerini değiştirmeye açık mı?” sorusudur.
Yerel Kültürler ve Evrensel Sorular
Diyalektiğin kültürler arasında farklı biçimler almasının en önemli nedenlerinden biri yerel yaşam koşullarıdır.
Aile yapısı, ekonomik sistem, din, eğitim, devlet düzeni, toplumsal hiyerarşi ve tarihsel deneyimler insanların hangi konuları çatışmalı gördüğünü etkiler.
Örneğin bireyselliğin güçlü olduğu bir toplumda “Ben kendi hayatımı nasıl şekillendiririm?” sorusu öne çıkabilir. Daha topluluk merkezli bir kültürde ise “Benim kararım ailemi ve çevremi nasıl etkiler?” sorusu daha güçlü olabilir.
Bu iki yaklaşımın birini modern, diğerini geri kalmış olarak değerlendirmek ise oldukça hatalı olur.
Çünkü birey ile toplum arasındaki ilişki bütün kültürlerde farklı şekillerde kurulmuştur.
Türk toplumunda da bunu gündelik hayatta görmek mümkün. Bir tarafta kişinin kendi mesleğini, ekonomik bağımsızlığını ve kişisel hedeflerini gerçekleştirme arzusu var. Diğer tarafta aile beklentileri, akrabalık bağları, mahalle kültürü ve toplumsal kabul gibi unsurlar bulunabiliyor.
İnsan çoğu zaman bu iki dünyanın tam ortasında karar vermek zorunda kalıyor.
İşte bu da aslında canlı bir diyalektik durum yaratıyor: Birey olmak ile ait olmak arasındaki gerilim.
Diyalektik Bugün Bize Ne Söylüyor?
Bütün bu tarihsel ve kültürel örnekleri bir araya getirdiğimde, “diyalektiğin kurucusu kim?” sorusunun cevabını tek bir kişiye indirgemek bana pek anlamlı gelmiyor.
Sokrates, sorgulayıcı diyaloğun güçlü temsilcilerinden biridir.
Platon, bu diyaloğu felsefi düşüncenin temel araçlarından biri hâline getirmiştir.
Aristoteles, diyalektik akıl yürütmeyi sistematik biçimde incelemiştir.
Hint düşünürleri, tartışma, çıkarım ve bilgi doğrulama konusunda bağımsız ve son derece gelişmiş gelenekler oluşturmuştur.
Çin düşüncesi, karşıtlıkların birbirini dışlamak zorunda olmadığını gösteren farklı bir model geliştirmiştir.
Hegel ve Marx ise diyalektiği tarihsel ve toplumsal dönüşümün açıklanmasında yeniden yorumlamıştır.
Bu yüzden benim için diyalektiğin en güçlü tarafı, “karşı tarafı yenmek” değil, kendi düşüncemizin sınırlarını görebilmektir.
Bir fikrime itiraz edildiğinde ilk tepkim “Bana karşı çıkıyor” olmak yerine “Bu itiraz benim düşüncemde görmediğim hangi noktayı gösteriyor?” olabilirse, tartışma bambaşka bir anlam kazanıyor.
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla tartışmak değil, daha nitelikli tartışmak.
Sonuç: Diyalektiğin Asıl Kurucusu Kim?
Eğer sınavda tek bir isim vermek zorunda olsaydık, Antik Yunan bağlamında Sokrates, Platon ve özellikle Aristoteles arasında ayrım yapmak gerekirdi. Sokrates yöntemin önemli öncüsü ve uygulayıcısı, Platon diyalog biçiminin büyük kurucusu, Aristoteles ise diyalektiğin sistematik teorisyenlerinden biridir. Bu nedenle “diyalektiğin kesin kurucusu Aristoteles'tir” demek yerine, Aristoteles'in diyalektiği sistematik bir felsefi yöntem olarak şekillendiren en önemli isimlerden biri olduğunu söylemek daha doğru olur.
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+1
Fakat daha geniş bir dünya tarihi perspektifinden bakıldığında mesele çok daha ilginç hâle geliyor. Hindistan'daki tartışma gelenekleri, Çin'deki yin-yang düşüncesi ve farklı toplumların karşıtlıkları uzlaştırmaya veya anlamlandırmaya yönelik düşünsel yöntemleri, insanlığın fikir çatışmalarıyla çok uzun zamandır uğraştığını gösteriyor.
Routledge
+1
Belki de en önemli soru artık “Diyalektiği kim kurdu?” değil.
Bugün karşıt bir fikirle karşılaştığımızda onu gerçekten anlamaya çalışıyor muyuz?
Kendi düşüncemizin yanlış olabileceğini kabul edebiliyor muyuz?
Bireysel başarı ile toplumsal sorumluluğu birbirinin düşmanı olarak görmek zorunda mıyız?
Ve belki en önemlisi: Bir tartışmadan kazanan olarak mı, yoksa daha iyi düşünen biri olarak mı çıkmak istiyoruz?
Diyalektiğin binlerce yıllık hikâyesi bana göre tam da bu soruda anlam kazanıyor. Çünkü gerçek düşünsel gelişim, yalnızca konuştuğumuzda değil, karşılaştığımız fikir bizi kendi düşüncemizi yeniden değerlendirmeye zorladığında başlıyor.
Kaynaklar: Stanford Encyclopedia of Philosophy – Aristoteles ve Aristoteles mantığı; Stanford Encyclopedia of Philosophy – Hegel'in diyalektiği; Routledge Encyclopedia of Philosophy – Nyāya-Vaiśeṣika; Stanford Encyclopedia of Philosophy – Classical Indian Logic; Xinyan Jiang, Chinese Dialectical Thinking—The Yin Yang Model, Philosophy Compass; Zell, Krizan ve Teeter, Evaluating Gender Similarities and Differences Using Metasynthesis, American Psychologist.
PubMed
+5
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+5
Stanford Felsefe Ansiklopedisi
+5